BURASI BİZİM ŞEHİR;

HOŞ GELDİNİZ

wp-1477868705119.jpg 

YAZMAK BENİM İÇİN KARALAMALARLA BAŞLADI

DAHA SONRA BUNUN BİR KARALAMADAN ÇOK TUTKU OLDUĞUNU FARKETTİM

YAZDIKÇA NEFES ALDIĞIMI HİSSETİM

BUDA BENİ DAHA ÇOK KARALAMAYA İTTİ

KİMSİN DİYE SORDUKLARINDA RAHATLIKLA   ANNEYİM ,EŞİM VE KARALAMACIYIM DİYEBİLİYORUM

 

YAZDIKLARIM HİÇ KİMSENİN İŞİNE YARAMASADA BENİM İŞİME YARIYOR

BENDEN SONRA

“SÖZ UÇAR YAZI KALIR”

MİSALİ EVLATLARIMA KALACAK OLACAK BİRKAÇ KARALAMANIN OLDUĞUNU BİLMEK

VE BU KARALAMALARIN ONLARIN HAYATINA IŞIK TUTACAGINI DÜŞÜNMEK BUGUN BENİ HUZURLU KILIYOR

BU HUZUR BENİ DAHADA KARALAMAYA İTİYOR

BELKİ HİÇ BİR ZAMAN YAZAR OLAMAYACAĞIM.

(YAZDIKLARIMI YAZARLIKLA DEĞİL KARALAMA İLE DEĞERLENDİRİYORUM.)

LAKİN YAZMAYI ISRARLA DENEYECEĞİM .

 

Şehir şehir; Bizim şehir

Yeni dizaynı ile şehir şehir bizim şuracıkta;

 

Hayatın sosyolojisini çözmek

Abdulka ingiliz bir eş istiyormuş.
Neden ?
diye sordum.
“İngilizce öğrenmek o zaman daha kolay” dedi .
Hem çocukları da kolayca ing konuşurmuş😄😄
Çocuklar da olay bizden çok farklı işliyor.
ŞİMDİ BİRDE BUNA “SÖZÜMÜ DİNLEYEN SESSİZ BİR EŞİM OLSUN.” EKLENDİ.
ADAM HAYATIN SOSYOLOJİSİNİ ÇÖZÜYOR.

Her işin bir hikayesi vardır.

Çok isterdim.
Annemin bu işin bittiğini görmesini başladığımda döndürdüğümüz muhabbet “ablanda çok severdi.”
Bende “anne sevilmeyecek iş değil acayip kafa rahatlatan bir iş” demiştim.
Sonra ben makinaya oturma fırsatı buldukça annemin gülen yüzü ile onure edildim.
Genelde sabahları otururdum.
O kalkıp “kahvaltı yapmıyormuyuz.” diyene kadar çalışırdım.
Fırsat buldukça,
Makinaya oturmak ve çalışmak fırsatım olmadığımdan bu iş elimde çok süründü.
Lakin bu sabah bitti.
Gözyaşlarım gözlerimden süzüldü.
Anneme olan özlemimim kalbimi yaktı.
“Anne” kelimesinin ruhumdaki karşılığını silbaştan yazan kadın ışıklar içinde değil, nurlar içende değil “cennet bahçelerinden bir bahçe” içinde Rabbinin merhameti ile bekle sevdiklerini,
Dünya imtihanını tamamladığımızda buluşmak duası dilimde
Hayatta her işin bir hikayesi vardır.
Bu nakışın hikayesi ruhumun en naif yerinde beni annemin muhabbeti ile kucaklıyor.

HZ.HAVVA’YA ATILAN İFTİRA; “BAŞTAN ÇIKARMA”

FARKINDA OLMADAN İFTİRA ATTIĞIMIZ KADIN;
Hz. Havva

“İnsan” oluşu unutturulmaya çalışılan ve “kadın” oluşuna binaen hakkında laf edilen, söylenen sözler ile de hep “haksızlığa uğrayan” kadındır.

“” İlk günah;
Hz.Havvaya atfedilerek insanoğlunun cennetten kovulma sebebi sayılan akıl tutulması””

“Ey Âdem! Sen ve eşin cennette kalın. Dilediğiniz yerden yiyin. Fakat şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz.”
A’râf, 19. Ayet:
“Andolsun, bundan önce biz Âdem’e (cennetteki ağacın meyvesinden yeme, diye) emrettik. O ise bunu unutuverdi. Biz onda bir kararlılık bulmadık.”
Tâ-Hâ, 115. Ayet
“Nihayet şeytan ona vesvese verip şöyle dedi: “Ey Âdem! Sana ebedîlik ağacını ve yok olmayan bir saltanatı göstereyim mi?”
Tâ-Hâ, 120. Ayet
“Bunun üzerine onlar (Âdem ve eşi Havva) o ağacın meyvesinden yediler. Bu sebeple ayıp yerleri kendilerine göründü ve cennet yaprağından üzerlerine örtmeye başladılar. Âdem, Rabbine isyan etti ve yolunu şaşırdı.”
Tâ-Hâ, 121. Ayet
“Dedik ki: “Ey Âdem! Sen ve eşin cennete yerleşin. Orada dilediğiniz gibi bol bol yiyin, ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.”
Bakara, 35. Ayet

“Derken, Âdem (vahy yoluyla) Rabbinden birtakım kelimeler aldı, (onlarla amel edip Rabb’ine yalvardı. O da) bunun üzerine tövbesini kabul etti. Şüphesiz O, tövbeleri çok kabul edendir, çok bağışlayandır.”
Bakara, 37.Ayet

“(Evet, öyle) Dedik:Hepiniz oradan inin. Sonra size benden bir hidâyet (rehber) gelir de kim benim hidâyetimin izince giderse artık onlara hiçbir korku (ve tehlike)yokdur. Onlar mahzun da olacak değillerdir.”
Bakara, 38. Ayet

قُلْنَا اهْبِطُواْ مِنْهَا جَمِيعاً فَإِمَّا يَأْتِيَنَّكُم مِّنّ هُدًى فَمَن تَبِعَ هُدَايَ فَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ
1kulna: dedik قول
2 hbitu: inin هبط
3 minha: oradan
4 cemian: hepiniz جمع
5 fe imma: zaman
6 ye’tiyennekum: size geldiği اتي
7 minni: benden
8 huden: bir hidayet هدي
9 femen: kimler
10 tebia: uyarsa تبع
11 hudaye: benim hidayetime هدي
12 fela: artık yoktur
13 havfun: bir korku خوف
14 aleyhim: onlara
15 ve la: ve olmazlar
16 hum: onlar
17 yehzenune: üzülenlerden حزن

Hz.Adem ve Hz.Havva’ya;
ayetlerde görüldüğü gibi imtihan meselesi olarak sunulan ve özellikle de Hz.Adem’e “ağaca yaklaşma, meyvesinden yeme” şeklindeki ifadeler ile yapılan uyarılar tarih içinde Hz.Havva’nın Hz. Adem’i kandırması, ilk günahın işlenmesinin ya da insanın cennetten kovulmasının müsebbibi gibi sunulması hep karşımıza çıkan hikayedir.

Oysa ki her zamanki gibi bu bir şehir efsanesidir.

Hatta bir doz daha ilerisi “iftira”

Allah(c.c) Hz. Havva’yı Hz.Adem’e eş olarak yaratmış ve cennetten kovulmaları genel anlamda bir “dünya imtihanın” başlamasının vesilesi iken ve özünde ilk günah mevzu ve cennetten kovulması insanın;
zaten “kötü, günahkar” olması ile de alakalı değildir.

Bilakis Hadisi Şerif’te “Her çocuğu annesi fıtrat üzere dünyaya getirir. Onun bu hali konuşma çağına kadar devam eder sonra anne babası onu Hristiyan Yahudi Mecusi yapar. Eğer anne baba Müslümansalar çocuk da Müslüman olur”
insanın İslam fıtratı üzerine yaratıldığına dikkat çekilir.
Ve kadın erkek ayırmadan kulluk sorumluluklarını yerine getiren her kula ahirette “Cennet” vaad edilir.

Esas olan kulluktur.

Durum bu iken ataerkil sistem olsun.
Diğer tüm “izmler” olsun.

Israrla kadın üzerinden erkeğe alan açmaya çalışıyorlar.

Esasında erkeklerin nefis terbiyesi üzerinden yola devam etmesi ve cenneti tekrardan hak edilebilme imtihanının derdine düşmesi gerekir.

Lakin reelde olan ise nefislerini temize çıkarabilmek için kadını;

“Günah Keçisi” ilan etmektir.

Özelde ise Hz.Havva’yı ilk günahın işlenmesinin sebebi sayarak “insanın cennetten kovulması” imtihanını bedelini Hz.Havva’ya yüklemeye çalışmaktadırlar .

Oysa ki Allah(c.c) “ağaca yaklaşmayın” emrini kadın ve erkek cinsi üzerinden değil “kulluk bilinci” üzerinden hareketle imtihan sebebi saymıştır.

Hz.Havva insanlığın annesi ve peygamber eşi iken,

İlk günahın ve insanlığın cennetten kovulmasının ve dahi
erkeği baştan çıkaran hatta insanlığı kulluk yolundan eden bir insan olarak gösterilmesi
Hz. Havva’ya atılan büyük bir iftiradır.

“Ey Âdemoğulları! Size avret yerlerinizi örtecek giysi ve süslenecek elbise verdik. Takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) elbisesi var ya, işte o daha hayırlıdır. Bu (giysiler), Allah’ın rahmetinin alametlerindendir. Belki öğüt alırlar (diye onları insanlara verdik).”
A’râf, 26. Ayet
” Ey Âdemoğulları! Avret yerlerini kendilerine açmak için, elbiselerini soyarak ana babanızı cennetten çıkardığı gibi, şeytan sizi de saptırmasın. Çünkü o ve kabilesi, onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz, şeytanları, iman etmeyenlerin dostları kılmışızdır.”
A’râf, 27. Ayet
“Biz de şöyle dedik: Ey Âdem! Şüphesiz bu (İblis), sen ve eşin için bir düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın; sonra mutsuz olursun.”
Tâ-Hâ, 117. Ayet
“Ey Âdemoğulları! Ben, size, şeytana kulluk etmeyin. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır. Bana kulluk edin. İşte bu dosdoğru yoldur, diye emretmedim mi?”
Yâsîn, 60-61 Ayetler

Kuran-Kerimde ayetlerde insanın dünya-ahiret-imtihan kavramları üzerinden nefsi ve şeytan ile olan imtihanından bahsedilir iken insan tarihi içinde bu insanın nefsini temize çıkartma sevdası yüzünden cinslerin birbirine karşı laf etme lüksüne dönüşmüştür.

Nefsin temizlenmesi ve hatta hadis-i şerifte bildirildiği gibi insan fıtratı üzere kalması dahi yeterli iken insanın nefs-şeytan ikileminde kaybolması ve bunu da cinslerin birinin suçu olduğu “algısıyla” yaşayanlardan olma lüksünüz yoktur.

Ayeti kerimelerde;
Kulluk sorumluluklarında farklılıklar olmasına rağmen kulluk hesabı anlamında insanın Allah’a olan yakınlığı “takva” paydası ile eşitlendiği gözden uzak tutulmaması gereken bir gerçektir.
Hz. Havva insanoğlunun annesi ve peygamberimiz Hz.Adem’in eşi olarak hayatımıza yer almalıdır
Diğer “izm” ler ve tahrif edilmiş dinlerin tarihi aktarıları ile Hz.Havva’yı anlamaya çalışmak bir yanılgıdır.
Ve ayette bildirildiği gibi farklı yaratılmış olmakla birlikte insan cinsi olarak “emaneti yüklendiği” günden beridir.
Yüklendiği emaneti kadın-erkek üzerinden değil kulluk bilinci üzerinden taşır.
Ondan da önemlisi erkeğin cennetten kovulması ya da çıkarılması meselesinde
Hz. Havva’nın dahli söz konusu değildir.
Burada gözden kaçırılan hatta bilakis tahrif edilen bilgi
“insan iradesi” mevzusudur.

İnsanoğlunun nefsine ve şeytanın insan iradesine karşı gücü sadece ve sadece “TEKLİF” etmektir.

Hz. Havva ve Hz.Adem’in cenneteki “ağaca yaklaşmayın” uyarısı asıl itibarıyla “Rabbin sınırların çiğnemeyin” anlamda okunması gereken bir imtihan iken;
Her iki cinsin imtihanı olan ve dahi dünya imtihanının başlangıcı olan bir olayı “insan iradesini” gözden uzak tutarak okumak büyük bir yanılgıdır.

Tercih etme hakkımız olsaydı.

“Zeki mi?

Akıllı mı?”

Tercih etme hakkımız olsaydı.

Akıl ve zeka

Akıl da zeka da asıl itibarıyla bir kabiliyettir.

İkisi arasındaki en önemli fark, bir başkasından akıl alabilirsiniz.

Ama zekayı asla.

Akıl bir bütündür.

Akıl; mantık, sağduyu, bilgi, ahlak, inanç gibi parçaların bütünüdür.

Dolayısıyla akıl bu parçaların sinerjisiyle büyük bir güç olarak ortaya çıkar.

Bir hastalık söz konusu olmadığı sürece şüphesiz herkesin aklı vardır.

Akıllı olmak, kendi davranışlarını bilmek, kontrol edebilmek, doğru ve yanlışlarını değerlendirebilmek yeteneğidir.

Akıl, insanı hayvandan ayırt eden en önemli faktördür. Hayvanlar yalan söyleyemez ama insanlar sık sık bu yola başvurur.

İşte insandaki yalanla gerçeği, doğru ile yanlışı ayırabilme, bir konuda fikir yürütebilme, görüş belirtebilme yeteneği akıldır.

Akıl da insan olgunlaştıkça da değişebilen gelişevilen bir yetenektir.

Bir insan değişik fikirlerle diğerinin aklını karıştırabilir. Hayret verici, şaşırtıcı şeyler insanın aklını durdurabilir.

Bir şeyin içeriğini anlamamak ‘akıl erdirememek’ olarak nitelendirilirken,

Başkalarının çözemediği bir sorunu çözen kişiye ‘bir tek o akıl etti’ denilir.

Birine bir yol göstermek ona ‘akıl vermek’tir.

Bir şeyi hatırlamak, unutmamak ‘akılda tutmak’tır.

‘Akılsız’ tanımı ise doğru ve isabetli düşünemeyen anlamında kullanılır.

Akıl insan için hayati önem taşıyan ve bir anlamda insanı insan yapan en önemli özelliklerinden birisidir.

Akıl insan hayatının her alanında kendini belli eden bir ayrıcalık ve üstünlüktür.

Akıl sayesinde doğru ile yanlısı yalan ile gerçeği iyi ile kötüyü birbirinden ayırt edebiliriz.

Ayrıca aklımızı kullanarak bir konuda düşünce yürütebilir fikir beyan edebiliriz.

Kendi davranışlarımızı bilir ve kontrol ederiz.

Derin düşünmek, incelikleri kavrayabilme, hikmetli konuşabilmek ancak akıl sayesinde mümkün olabilir.

Akıl biz insanlara bir yol göstericidir.

Akılla ilgili beyinde bir bölge yoktur.

Bir hastalık olmadığı surece herkesin aklı vardır.

Akıl;

insanın kendi başına hayatını devam ettirebilmesi, kendini dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı koruyabilmesi, kendisi için neyin faydalı neyin faydasız olduğunu algılayabilmesi için “olmazsa olmaz” öğedir.

————

Zekâ ise kişiye özeldir.

Ve her insanın kendisine mahsustur.

Zeka ise bir olayı önce anlama, ilişkileri kavrama, yargılama ve açıklayarak çözme yeteneğidir.

Genel olarak zekanın 12 yaşına kadar hızla geliştiği sonra gelişme hızının yavaşlayarak 20 yaşına kadar sürdüğü, orta yaşlarda ise zeka seviyesinin sabit kaldığı kabul edilir.

Zeka hayvanlarda da vardır. Hayvanlarda zeka bir nevi içgüdüsel olaydır.

Şüphesiz hayvan zekası insana göre gelişmemiştir.

Lakin her iki zeka türü de sinir sistemi ile ilgilidir.

İnsanı hayvandan ayıran konuşabilmesi, dik durabilmesi, el yapısı nedeniyle aletleri kullanabilmesi ve gelişmiş beyin ve sinir sistemidir.

Zeka, bir insanın her türlü olay karşısında aynı yeteneği gösterebileceği anlamına da gelmez.

Örneğin bir müzik bestecisi kendi duygusal yapısının içersinde en karışık eserleri aklıyla değil,

Zekası sayesinde oluşturur.

Biz bu kişilere ‘müzik dehası’ diyoruz.

Ancak bu müzik dehaları en basit bir matematik problemini dahi çözemeyebilirler.

Sonuç olarak zeka;

ruhsal olaylara, algı ve hafıza yeteneğine, tutkulara, eğilimlere, iradeye ve bilgi edinme isteğine göre farklılıklar gösterebiliyor.

Ve akıl somut olarak ölçülemez iken zeka pek sağlıklı olmasa da IQ denilen bir testle ölçülmeye çalışılıyor.

Zekâ bir olayı önce anlama, ilişkileri kavrama, yargılama, açıklayarak çözme, düşünme, gerçekleri algılama, sonuç çıkarma yeteneklerin tamamıdır.

İlk kez karşılaşılan ya da aniden gelişen olaylara uyum sağlayabilme, anlama, öğrenme, öğrenme hızı analiz yeteneği, beş duyunun,dikkatin ve düşüncenin yoğunlaştırılması, ayrıntılara dikkat edilmesi, iki veya daha fazla olay hakkında bağlantı kurulması, hiç kimsenin göremediği çok ufak fakat can alıcı noktaları görebilme hep zekâ sayesinde gerçekleşir.

Akıl öğrenme yeteneği,

zekâ olaylar karsısında aklı çalıştırma hızlıdır.

Zekâ ise çok çeşitlilik arz eden yetenektir, doğuştan vardır.

20’li yaslara kadar gelişir ve çalışma ile arttırılabilir.

Şapkayı önüne koyma vakti

Cumhuriyet’, bizim dilimize Arapçadan geçen bir kelimedir. ‘ Bütün halkın idaresi’ demektir.
Bir ulus devletin egemenliğini kendi elinde tuttuğu ve bunu belirli süreler için seçtiği milletvekilleri aracılığıyla kullandığı devlet biçimidir.
VE CUMHURİYET İLAN EDİLDİĞİNDEN BERİDİR DEVLET ÖZELDE İSE HÜKÜMETLER GERÇEKTEN LAİK KALABİLMEYİ BECEREBİLSELERDİ.
BUGÜNKÜ CUMHURİYET TARTIŞMALARI OLMAYABİLİRDİ.
HER ZAMANKİ SAHİP PSİKOLOJİSİ İLE İNSANLARI HEDEF YAPMAYI BIRAKIP ŞAPKAYI ÖNÜMÜZE KOYUP DÜŞÜNME VAKTİDİR.
KENDİNİ BU ULUS DEVLETİN SAHİBİ GÖRENLERE SELAM OLSUN.

İkiz

İlk defa ikiz bir işe imza attım.
İki güzel insanın çeyizine renk katsın.
Hayatın içinde bazıları için gereksiz görünebilecek işlere imza attığımın farkındayım.
Lakin terapi denen şey illada bir terapistin koltuğuna uzanarak çocukluğundan başlayarak geçmişi didik etmek değildir.
Bilakis geçmişi geçmişte olduğu gibi bırakıp geçmişin ruhumuza kattığı olgunluk ile huzurlu bir geleceği ümid ederek anın hakkını vererek yaşamaktır.
Psikiyatri ekolüne yeni ‘terapi” tarifimi bu ikiz emeklerimle birlikte hediye ediyorum.